Updates from Temmuz, 2018 Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • vhay.net 1:49 pm on 20 July 2018 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Adalet hanım   

    Adalet’in ağlatan öyküsü

    9 Temmuz 2017 Yazarlar
    Yaşlı kadın yatağından kalktı.
    Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu.
    88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya
    ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu.
    Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı.
    Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti.
    Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı.
    Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği

    göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı.
    Yaşlı kadın ‘Günaydın Anne, Günaydın Baba’ dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan
    sonra başka bir çerçeveyi eline aldı.
    Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın
    çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. ‘Günaydın Kocacığım’ dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra
    üçüncü ve son çerçeveye uzandı.
    Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp ‘Günaydın Evlatlarım’
    dedi.
    Tüm çerçevelere kısaca göz atıp ‘Sizleri, hepinizi çok özledim’ dedi.
    Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Doğrulduğu koltuğundan
    eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama ‘Bir taksi istiyorum’ dedi
    ve adresi verdi.
    Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. ‘Patlama be adam’ dedi. Nihayet taksiye
    binebildi.
    ‘Teyze hoş geldin’ dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. ‘Nereye gidiyoruz?’
    Kadın kısa bir sessizliğin sonunda ‘Tüm bir gün beni taşır mısın?’ diye sordu.
    ‘Sana 500 lira veririm.’
    Adam küçümser bir gülümseme ile ‘Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze’ dedi.
    Kadın gülümsedi; ‘O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?’
    ‘Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?’
    ‘Anıtkabir’e’
    ‘Yaş kaç teyzeciğim?’
    ‘Seksen sekiz’
    ‘Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim’
    ‘Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum’
    ‘Haklısın teyzecim’
    Taksi Anıtkabir’in kapısına gelmişti. Dalgın görünen kadın ‘Evladım burada yardımına ihtiyacım var’ dedi.
    ‘Benimle gel’ Adam şaşırmıştı. ‘Tabii teyze’ dedi. Kuşkulu gözlerle ‘Bizi buraya alırlar mı?’ diye sordu.
    O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak ‘Ne demek
    almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?’ dedi ‘Hayır’
    ‘Kaç yıldır Ankara’da yaşıyorsun?’
    ‘Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme’
    ‘Ee o zaman’

    ‘Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben’
    Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.
    Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde
    Şoför kuşkulu bir şekilde ‘Nasıl çıkacaksın Teyze?’ diye sordu.
    ‘Her ay nasıl çıkıyorsam öyle’
    ‘Her ay geliyormusun?’
    ‘Evet’
    Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük
    bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin
    önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı.
    Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu
    sözlerin döküldüğünü fark etti.
    ‘Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım’ Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha
    okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra, ‘Hadi
    gidelim’ dedi.
    Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye
    başlamıştı.
    ‘Yoruldun mu Teyze’ dedi.
    Kadın sustu.
    Bir süre suskunluktan sonra ‘Evet hem de çok yoruldum’ diye cevapladı.
    ‘Nereye gidiyoruz?’
    ‘Bankaya’!
    Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk’e verdiği söz ne
    olabilirdi? En sonunda dayanamadı.
    ‘Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?’
    ‘Sor bakalım evladım’
    ‘Anıtkabir’de Atatürk’e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?’
    ‘Uzun hikaye evladım’
    ‘Olsun be teyze anlat ne olur’
    ‘Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği
    verdiğimde bana ismimi sordu. Ben de ‘Adalet’ dedim. Bunun üzerine ‘Ne güzel ismin varmış’ dedi. ‘Okulu
    bitirince ne olacaksın’ dedi bana. Hemşire dedim. Oda ‘Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok
    yakışır’ dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, ‘Sen istedikten sonra olur. Senden söz
    istiyorum hakim olacaksın’ dedi .’
    ‘Sen ne dedin peki?’

    ‘Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.’
    ‘Peki olabildin mi Adalet Teyze?’
    ‘Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.’
    ‘Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze’
    ‘Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların
    hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin’ ‘Haklısın Adalet Teyze. Bu banka mı
    gelmek istediğin’?
    ‘Evet’!
    ‘Yardım edeyim mi? Ben de geleyim mi?’
    ‘Hayır. Sen burada bekle lütfen. Bu arada adın neydi evladım?’
    ‘Osman teyzeciğim’
    ‘Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?’
    ‘Tamam teyzeciğim’!
    Adalet Hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca
    Adalet Hanım’ı düşündü.
    ‘Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür’ diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet Hanım
    15 dakikalık gecikme ile geldi.
    ‘Hoş geldin Hakim Teyze’
    ‘Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.’
    ‘Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?’
    ‘Yok aksine hoşuma gitti. Sağol’
    ‘Nereye gidiyoruz?’
    ‘Seyranbağlarına’
    ‘Tabii’
    ‘Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen’
    ‘Tüm Anadolu’yu karış karış gezdik rahmetli kocamla’
    ‘Ne iş yapardı amca?’
    ‘Subaydı.’
    ‘Ne zaman vefat etti?’
    ‘1952’de’
    ‘Çok olmuş. Gençmiş’

    ‘Kore Savaşı’nda şehit oldu.’
    ‘Allah rahmet eylesin Hakim teyze’
    ‘Sağol’
    ‘Seyranbağları’na geldik nereye gideceğiz?’
    ‘Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.’
    ‘Tamam. Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben’ ‘Yok bekle burada’
    Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. ‘Seyranbağları Kız
    Yetiştirme Yurdu’ yazısını okudu. Anlam veremedi. ‘Bu kadın burada ne yapar ki?’ diye düşündü.
    Yarım saat sonra Adalet Hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet Hanım’ı arabaya
    ağır ağır bindirdi. Kadın ‘Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlar
    da sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin’ dedi.
    Adalet Hanım, buğulu gözlerle ‘İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Ben de onları çok seviyorum. Onlara iyi
    bakın’ dedi.
    Araba hareket etti.
    ‘Nereye Hakim Teyze?’
    ‘Hemen iki sokak öteye’
    Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti.
    Bu binada da ‘Ankara Seyranbağları Huzurevi’ yazıyordu.
    ‘Bekle beni’
    ‘Tabii Hakim Teyze’
    Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında birçok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet
    Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım’ın gözlerinden
    akan yaşları fark etti.
    ‘İyi misin Hakim Teyze’
    ‘İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor’
    ‘Nereye gidiyoruz?’
    ‘Cebeci Asri Mezarlığı’na’
    ‘Tamam’
    ‘Teyze nerelisin sen?’
    ‘Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam
    savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke’ye
    döndük. Allah’a Şükür Babam’da sağ salim döndü savaştan.’
    ‘Sonra ne oldu?’

    ‘Liseye Aydın’a gönderdi babam. Orada Atatürk’le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul’a gittim. Hukuk
    fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye’de okuyordu o zaman. Mezun olunca
    evlendik..’
    ‘Çocuğunuz var mı?’
    ‘Bir kızım bir oğlum vardı.’
    ‘Neredeler şimdi?’
    ‘Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.’
    ‘Ne güzel’
    ‘1978’de Fransa’da Ermeniler öldürdüler.’
    ‘Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani’ Evet. Şehit babanın şehit oğlu.
    Allah kimseye evlat acısı vermesin.’
    ‘Amin. Ya kızın?’
    ‘O eşi ve çocukları ile İzmit’te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999’daki depremde hepsi vefat ettiler.’
    ‘Allah rahmet eylesin. Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma’
    ‘Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım. Sen üzülme sağol’
    ‘Geldik Teyze’
    ‘Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.’
    ‘Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.’
    ‘Yok beni alacaklar buradan’
    ‘Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira
    bekliyor. Affet beni. 350’yi ona veririm. Gerisi kalsın. Ben para istemem. Bugün senden aldığım hayat
    dersinin parasal karşılığı yok zaten.’
    ‘Çocukların var mı?’
    ‘İki tane ellerinden öperler.’
    Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.
    ‘Adları nedir?’
    ‘Kemal ve Ayşe’
    ‘Oğlumun adı da Kemal’di.’
    Sessizliğin ardından Osman’ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..
    ‘Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve
    okut. Atatürk’ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini
    sevmelerini öğütle onlara.’
    YAZARLAR GÜNDEM HAYAT DÜNYA EKONOMİ DİĞER

    Osman, Adalet Hanım’ın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi.
    Adalet Hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu.
    Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı
    kadından almıştı.
    Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bugün daha fazla çalışamazdı.
    Ertesi gün Ankara’da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış,
    durağa gelmişti.
    Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi.
    Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler
    arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı.
    Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti:
    ‘Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri Mezarlığı’nda bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın
    Hakimlerinden Adalet YILMAZ’a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ’ın bulunduğu yerdeki mezarların
    eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı
    ikiye bölerek Seyranbağları’ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis,
    Adalet YILMAZ’ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.’
    Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar.
    Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman’ın bardaktan boşanırcasına
    yağan yağmur altında ‘Gökler bile sana ağlıyor’ diyerek ağladığıydı.
    İşte bu günlerde de adalet ağlıyor.
    BUNU YAZMAK GEREK
    GERÇEK BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ
    Bugün okuyacağınız yazıyı İsmail Hoca gönderdi. Kimin yazdığını ne yazık ki bilemiyorum. Sadece Milliyet
    blog’da iki yıl önce yayınlandığını ve şu ana kadar 45 bin küsur kişinin okuduğunu biliyorum. Yazıyı
    okuduğumda gözlerim yaşardı. Sonra ne olduğunu hiç söylemeden birkaç arkadaşıma okuttum. Baktım
    onların da gözleri yaşardı. Anladığım kadarıyla Adalet Hanım’ın öyküsü gerçek bir yaşam. Çünkü blog’da
    fotoğrafı da var. Yazıyı yazan eğer bana ulaşırsa adını da seve seve yayınlarım. İsmini veremeden
    yayınladığım için de öncelikle özür dilerim. Şimdi bu anlamlı günde “Adalet hanım’ın öyküsünü” birlikte
    okuyalım.

    Reklamlar
     
  • vhay.net 11:57 am on 09 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: mantıklı, yasal   

    Yasal olup, mantıklı olmayan nedir? 

    Üniversite son sınıf öğrencisi yazılı sınavından kalınca doğru hocasına gider.

    Siz sınıfta bırakarak hayata atılmamı önlüyor ve beni cezalandırıyorsunuz.

    İşin bu yanını hiç düşündünüz mü?..

    Tabii düşündüm. Hocanın görevi bilgiyi ölçmek, yeterli olmayanı sınıfta bırakmak değil mi?

    İyi.. O zaman size bir teklifim var. Bir soru da ben size soracağım. Doğru cevabı verirseniz, ben kötü notumu kabul edip sınıfta kalacağım. Bilemezseniz, notumu düzeltecek ve sınıfı geçireceksiniz.

    Hocanın keyfi yerinde,.teklifi kabul eder ve öğrenci sorar:

    “Yasal olup, mantıklı olmayan nedir? Mantıklı olup, yasal olmayan nedir? Ve de ne mantıklı ne de yasal olmayan nedir?”

    Hoca uzun uzun düşünür ama cevabı bulamaz. İddia gereği öğrencisine iyi not verip sınıfı geçirir. Ama aklı soruda kalır. Sonunda sınıfın en iyi öğrencisini çağırır, olayı anlatır ve sorunun
    yanıtını bilip bilmediğini sorar.

    Öğrenci hemen cevap verir:

    “Siz 65 yaşındasınız ve 25 yaşında bir kadınla evlisiniz. Bu yasal ama mantıklı değil.

    Karınız 25 yaşında bir sevgilisi var. Bu mantıklı ama yasal değil.

    Siz karınızın sevgilisini, zayıf alıp sınıfta kalması gerekirken iyi not verip mezun ediyorsunuz. Bu ise ne mantıklı nede yasal.

     
  • vhay.net 2:02 pm on 28 February 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Çanta… 

    “Hiçbir güç, düş gücü kadar güçlü değildir…”

    Genç yönetmen yeni filmi için yüzü düzgün, kamera karşısında rahat, düş gücü gelişkin bir kadın oyuncu arıyordu.
    Gazeteye ilan vererek adayları davet etmişti.
    Gün boyu peş peşe girdiği mülakatlardan yorgundu.
    O, kendine yeni bir kahve koyarken, sıradaki oyuncu adayını içeri aldılar.
    Alımlı genç kız, yüzünde meraklı bir tebessümle deneme kamerasının
    karşısına oturdu ve yönetmenle sohbete başladı.
    Adı Emile Muller’di.
    Kısa hasbıhalden sonra yönetmen değişik bir şey den emiş olmak için
    “Çantanızı açıp bana içindekileri birer birer anlatır mısınız?” dedi.
    Genç kız arkadaki çantaya uzandı.
    Fermuarını açtı.
    Önce eline gelen iri kırmızı elmayı çıkarıp anlattı:
    “Bu elmayı sabah tezgah başında meyvelerini parlatırken gördüğüm manav hediye etti. Çok iştahlı bakmış olmalıyım.”
    Sonra bir kitap çıkardı.
    Henüz kitabın ilk sayfalarında olduğunu ve okuduğu satırlardan çok etkilendiğini anlattı. Romanın baş kahramanının dalaverelerinden söz etti.
    Ardından bir gazete çıkardı:
    İş aranıyor ilanını orada okumuştu. Listede, başvuracağı başka işler de vardı.
    Sonra makyaj çantası, ajandası ve not defteri…
    Yönetmen, bu sonuncudan rasgele bir sayfa çevirip okumasını isteyince defteri açıp mahcup bir edayla okudu genç kız…
    Özel duygulardı okudukları…
    Derken çantanın gizli bölmesine attı elini…
    Oradan iki fotoğraf çıkardı.
    Biri uyuyan genç bir adam fotoğrafıydı:
    “Sevgilim” diye açıkladı:
    “Fotoğraf çek tirmeyi hiç sevmez de… Ancak uykudayken çekebiliyorum fotoğrafını…”
    İkinci fotoğrafın annesinin evlenmeden önceki hali olduğunu söyledi. O
    halini şimdikinden daha çok seviyordu.
    Genç kızın, çantadan çıkarıp büyük doğallıkla anlattığı her bir nesne, bir yapbozun parçaları gibi onun hayatından kesitler sunuyordu..

    • * *

    Bu oyun, 15 dakika kadar sürdü.
    Sonunda yönetmen Emile’e teşekkür etti.
    Çıkarken kapıdaki görevliye telefonunu bırakmasını söyledi.
    “Arkadaşlar gelecek hafta sizi arar” dedi.
    Emile çıkarken, yönetmenin asistanı girdi içeri…
    Dışarıda bekleyen daha pek çok aday vardı.
    Yönetmen gerindi.
    Kısa bir mola vermek istediğini söyledi.
    Hala aradığını bulamamıştı.
    Yeni bir kahve doldururken karşısındaki sandalyeye asılı çantaya ilişti gözü…
    Biraz önce içindekilerin birer birer anlatıldığı çantaydı bu…
    Telaşla asistanını uyardı:
    “Giden kız çantasını unutmuş, hemen koşup yetiştirsene…”
    Asistan kız s andalyeye baktı ve “Yoo… O benim çantam” dedi.
    Yönetmen, koltuğundan ok gibi fırlayıp kapıya seğirtti.
    Aradığı oyuncuyu bulmuştu.

    • * *

    20 dakikalık bu siyah – beyaz Fransız film, 10. Avrupa Filmleri Festivali’nde .
    Kısa filmin adı, filmdeki kızın adı:
    “Emile Muller”
    Yönetmeni:
    Yvon Marciano…
    Konusu:
    “Hiçbir güç, düş gücü kadar güçlü değildir.”

     
  • vhay.net 7:42 am on 20 August 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Küçük kız hikayesi… 

    Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. (More …)

     
  • vhay.net 10:51 pm on 13 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Bir Adam… 

    Bir adam emekli ikramiyesi ile yatrm yapmaya karar verir ve bir arazi satn alr. Arazide kimsenin umursamadığı ve açmaya uğraşmadığı bir depo mevcuttur.
    Satıcı alıcıya depoyu isterse yıkabileceğini söyleyip satar.
    Alan kişi aldığı arazide ki deponun demir kaynaklı olduğunu görür ve açmaya çabalar…
    Sonra m?
    işte sonrası : (More …)

     
  • vhay.net 9:34 am on 10 April 2010 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    DENKLEMLERLE KADIN VE ERKEK 

    DENKLEMLERLE KADIN VE ERKEK
    AŞK ARİTMETİGİ

    • Akıllı erkek + Akıllı kadın = aşk
    • Akıllı erkek +Aptal kadın = ilişki
    • Aptal erkek + Akıllı kadın = evlilik
    • Aptal erkek +Aptal kadın = hamilelik (More …)
 
  • vhay.net 10:47 am on 26 March 2010 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Viagra fıkralarından… 

    Genç adam eczaneye girmiş.
    -Abi bana bir viagra verimisin? demiş.
    Eczacı vermiş viagrayı. (More …)
     
  • vhay.net 6:54 am on 01 September 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Arka kapak 

    Arka kapak
    Ayhan’ı tanımazsınız. Arkadaşımdı.Onu en son 1972 yılının Aralık ayı sonlarında Stockholm’de görmüştüm. Çok
    uzaklarda bırakıp geldiğimiz ülkemizde esen hoyrat rüzgarların kuzey
    iklimine savurduğu bir avuç göçmen kuştuk. Bir avuç sürgündük de
    denebilirdi.
    Aralık sonlarında kış yaman geçerdi Stockholm’de. Karın
    boydan boya kapladığı kentin içinden geçen Kuzey denizi akıntıları,
    havadaki ayazın şiddetini daha da artırırdı.
    İliklerimize kadar üşürdük. (More …)

     
  • vhay.net 8:14 am on 19 March 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    SEÇİM KAMPANYASI! 

    Tayyip Erdogan kaza gecirir ve vefat eder


    Cennette Cebrail tarafindan karsilanir, cebrail ona der ki : (More …)

     
  • vhay.net 10:15 am on 12 March 2009 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Şimdi anladınız mı Ampul Partisi’nin Türkiye’de nasıl iktidara geldiğini? 

     

    ÇOK KOMİK, AMA GERÇEK!

    Olayın kahramanları, iki üniversite öğrencisi
    Koyu geyik muhabbetinin
    düğümlendiği durumlardan birinde, bu iki
    kafadar bir iddiaya girer… (More …)

     
  • c
    Compose new post
    j
    Next post/Next comment
    k
    Previous post/Previous comment
    r
    Cevapla
    e
    Düzenle
    o
    Show/Hide comments
    t
    En üste git
    l
    Go to login
    h
    Show/Hide help
    shift + esc
    Vazgeç